Tamamen Duygusal

İşimiz internet ve eticaret.

Performansımız tıklanma sayıları, geri dönüş oranları, maliyet ve satışlar vs diye 5000 satırlık uygulama kodu gibi devam eden bir KPI listesi ile ölçülüyor.

Evet bir takım yöntemler, teknikler, stratjiler ile genel geçer bulgulara ulaşmak mümkün.  Amma velakin karşımızda duran şey bir insan. Bir fizyolojisi var. Mantığı ve duyguları ile hareket ediyor.

Örneğin ona “Burada çok önemli fotograf var” deyin tıklamaz.

Tıklamaya değer bulmaz. Ya da onun için neyin önemli olduğunu bilmediğimizi düşünür. İlgisini çekmez.

Tıklamaz da tıklamaz. Çünkü tıklamazsa ne kaçıracağı ile ilgili bir şey hissetmedi.

Ama ona “işte dünyanın konuştuğu fotoğraf açıklandı” deyin bakın bakalım tıklıyor mu tıklamıyor mu.

“Vay be ne olabilir ki dünya konuşuyormuş bunu” diye düşünür hemen. Bir şeyler sezer. Orada bir şeyler oluyor herhalde diye şüphelenir. (Domino taşları gibi biri ardından öbürü duygular ve düşünceler tık tık tık harekete geçiyor). Oradaki şey her ne olursa olsun onu direkt ilgilendirsin ya da ilgilendirmesin “olanların dışında kalmak istemiyor”. Böylelikle oldu ki bir yerlerde bu konuşulursa eksik kalmasın hemen dahil oluversin konuya.

Merak işte.

Onların bu gibi duygularına ulaşabilmek de biz pazarlamacıların en kuvvetli silahı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir